Kayıtlar

Batum'dan Notlar

Resim
Gezmeyi, görmeyi, farklı kültürlere tanıklık etmeyi seven birisiyim. Ama bu zamana kadar yurt dışına çıkma fırsatım olmamıştı. Ta ki bir bayram sonu, memleketimden evime dönerken, telefonumun çekmeye başlamasıyla, arkadaşımın mesajını görene kadar. Davet sevindiriciydi; Batum'a yolculuk. Çiftimiz düşünüp taşınmış, genel seçimlerden sonra bir seyahate karar vermişlerdi. Bende bu davete, büyük bir sevinçle icabet ettim. Bir öğrenci için en mantıklı seçeneklerden birisi Gürcistan. Çünkü vizesiz, hatta pasaportsuz giriş hakkı var. Gürcü parası (Lari), liramızdan değeri yüksek olsa da hayat ucuz. Bizi de cezbeden şeyler bunlardı muhakkak. Otel fiyatları bizim için pahalı olacağından, internet üzerinden kalacağımız ev ayarlanıp, otobüs biletleri alındıktan sonra yolculuğumuz başladı. 27 Haziran akşamı üç arkadaş buluşup, otogarda otobüsümüze yerleştik. Akşam saat 18:00'da, biraz tekli koltukta oturmanın hüznü, biraz da seyahatimizin heyecanıyla hareket ettik. Bu zorlu ve yorucu yolc...

Yakup Kadri'nin Kalemindeki İç Dünyamız: Hepimiz Birer Ahmet Celal Değil Miyiz?

Resim
Uzun bir aradan sonra tekrar sayfamda yazmak istedim. Belki çoğu blog yazarı gibi, tanımadığım kimselere, belki de sadece kendime sesleneceğim. Bir edebiyatçı kisvesiyle, kitap eleştirisi yapmak benim haddime değildir. Ben sadece, ''Yaban'' adlı eserde ki baş karakter Ahmet Celal'in ve ''Ankara'' eserinde ki Selma Hanım'ın iç dünyasından ve hatta günümüzde de bu karakterlerin başından geçen hadiseleri, bizlerinde yaşadığımızdan bahsetmek istiyorum. 1932 yılında yayımlanan ''Yaban'' belli bir kitle tarafından beğenilmiş, fakat beğenildiği kadar da eleştiriye maruz kalmıştır. Eleştirmenlerin yönelttiği oklar, romanın basit ve zahmetsiz oluşu, karakterlerin azlığı, olayların belli yerde geçişi ve eserin baş karakter ağzıyla anlatılmasıdır. Elbette insanoğlunun ürettiği hiç bir şey kusursuz değildir. Edebi yönden kıyaslanacak olsa, Yaban'ın önüne geçebilecek yüzlerce eser bulunabilir. Fakat asıl eleştiriler siyasi yöndedir. Herkes...

Sonbaharın İşi

Resim
Bütün bu olanlar Sonbaharın işiydi belki de. Gözlerinin ışıltısı, Kuru yaprakların, kahvemsi rengi. Yüreğimin ara vermeden çarpışı, Gök gürlemesi. Şu simsiyah saçların mesela, Bozacak havanın, yağmurun habercisi. Boş bakışların, Kopacak fırtınanın delaleti. Islanışım, Titreyişim, Bu olanların hepsi, Sonbaharın işi. 19.11.2017   02:13 Onur Sevim

KARAHİNDİBA

Resim
Karahindiba çiçeği kadar özgür değilsen, Savuramıyorsan yapraklarını ölüme rağmen Rüzgarın serin esintisine Nerede kalmış farkın, Kanadı kırık bir güvercinden? Bir hasta düşün, ölümü bekleyen Yatağının dibindeki pencereden, Geçmişini ve esaretini izleyen Ya yatalak bir hasta olacaksın bu dünyada, Ya da karahindiba Ölümü bekleyecek isen pencereden, Nerede kalmış farkın, Kanadı kırık bir güvercinden? 07.08.2017 Onur Sevim

Elit Olmanın Birinci Adımı: Yabancı/İnternet Dizisi İzle

Resim
Herhangi bir üniversite kampüsünde veya lüks bir mekanda bir araya gelmiş arkadaş ortamını hayal edelim. Bin bir çeşit dillerin edebiyat bölümlerini okuyan kızlar, felsefeye merak salan, daha doğrusu merak salma zorunluluğu duyan erkekler. Ortam gözünüzde canlandıysa burada neler konuşulduğuna bir bakalım. Bu dost meclislerinin en uzun soluklu ve kimilerine göre en etkileyici konusu: İnternet üzerinden izlenen diziler. Şunu baştan belirtelim: Burada ki sorun insanların yerli veya yabancı dizileri televizyon yerine bilgisayardan izlemesi değil. Yabancı dizi izlemesi de değil. Ana problem; Türkiye'de çekilen yerli dizilerin ve izleyici kitlesinin yerilmesi, yabancı dizilerin ansiklopedi okumayla eş tutulması. Şimdi Türk dizilerini acımasızca eleştiren Lennon gözlüklü üniversitelilerin gerekçelerini inceleyelim. Türk dizi sektörünün farklı içerik üretememesi, zengin kız fakir oğlan klişesi, genç iş adamlarının kendi kendini idare eden holdingleri, vs. İşin bu kısmı doğru. A...

İNKAR ET MARJİNAL OL

Resim
Günümüzde gençler arasında yaygınlaşan popülist ideolojiler yüzünden, insanımızda 'farklılık yaratma' çabası görünmektedir. Kılığından kıyafetinden tutunda, konuşma yapısına kadar, 'toplumun biricik muhalifi' olma arzusu ile büyük bir değişim içine girmekteler. Bu aşırı ve sivriliğin sebeplerini diğer yazılarda işledik. Üniversite gençliğinin ne halde olduğunu, neler düşünüp neler yaptığını hep beraber gördük. Geçen sene tamda bugünlerde, 'aykırı hareketlerine' bir yenisi daha eklendi: 15 Temmuz hain darbe girişimini inkar etmek. Peki bu 'çok solcu' arkadaşlar, emperyalizm destekli ve irticai bir yapısı olan Fetö'nün neden avukatı durumundalar? 250 vatandaşımızın şehit olduğu ölüm kalım mücadelesini, neden ''tiyatro, kontrollü darbe'' gibi isimlendirip aydın olma çabasına giriyorlar? Tek tek inceleyelim. - Muhalif Psikozu Türkiye'yi yıllardır iyisiyle kötüsüyle yöneten Ak Parti hükümetinin seveni kadar muhalifi de var. Bu gayet...

Herkesin Solcu Olduğu Gün: 1 Mayıs

Resim
Günler, anmalar, bir şeyi bir gün boyunca hatırlayıp ertesi gün unutmalar.. Anneler günü, sevgililer günü vs. Tabi İşçi ve Emekçi Bayramını bu saçma günlerle eş tutmuyoruz ama dünyada ve özellikle ülkemizde 1 Mayıs nasıl geçiyor bir bakmak lazım. Gerçekten işçilerden oluşan ve işçilerin haklarını savunan sendikaları saymazsak, meydanları dolduracak olan bir baltaya sap olamamış komprador takımlar olacak. 'Bir baltaya sap olamamış' derken kastettiğim işsiz yurttaşlarımız değil, tek sarf ettiği emek fakültesinin duvarlarına afiş yapıştırmak olan arkadaşlardır. Tek sosyal aktivitelerinin belki de 1 Mayıs da hır gür çıkartmak olan bu gruplar aynı zamanda emekçilerimizin de bayramını zehir etmekteler. Ülkemizin romantik devrimcilerini ve kanatları altında yaşadıkları feministler ile Kürtçüleri geçelim. 1 Mayıs da  yaptıkları hareketler yıllardır alışılagelmiştir. Ama şöyle de bir kafa karıştırıcı durum var. Şayet ülkemizde yıllardır süren bir bölücü terör belası olmasaydı, acaba 196...