Batum'dan Notlar

Gezmeyi, görmeyi, farklı kültürlere tanıklık etmeyi seven birisiyim. Ama bu zamana kadar yurt dışına çıkma fırsatım olmamıştı. Ta ki bir bayram sonu, memleketimden evime dönerken, telefonumun çekmeye başlamasıyla, arkadaşımın mesajını görene kadar. Davet sevindiriciydi; Batum'a yolculuk. Çiftimiz düşünüp taşınmış, genel seçimlerden sonra bir seyahate karar vermişlerdi. Bende bu davete, büyük bir sevinçle icabet ettim. Bir öğrenci için en mantıklı seçeneklerden birisi Gürcistan. Çünkü vizesiz, hatta pasaportsuz giriş hakkı var.
Gürcü parası (Lari), liramızdan değeri yüksek olsa da hayat ucuz. Bizi de cezbeden şeyler bunlardı muhakkak. Otel fiyatları bizim için pahalı olacağından, internet üzerinden kalacağımız ev ayarlanıp, otobüs biletleri alındıktan sonra yolculuğumuz başladı. 27 Haziran akşamı üç arkadaş buluşup, otogarda otobüsümüze yerleştik. Akşam saat 18:00'da, biraz tekli koltukta oturmanın hüznü, biraz da seyahatimizin heyecanıyla hareket ettik. Bu zorlu ve yorucu yolculuğa bir de Karadeniz'in nemli havası eklenince, iyice çekilmez oldu. Hiç de hesaba katmadığımız iklimin azizliğine uğramıştık. Üstümde ki gömlek ve ceket benim için orta çağ savaş zırhına dönüşmüştü. Anlaşılan Batum'da yarı çıplak gezecektik. 16 saat süren meşakkatli yolculuk nihayete ermiş, Sarp sınır kapısına varmıştık. Şimdi de resmi işler başlıyordu. Önce bir geçiş kağıdı ve üzerine damgalanacak pullarımızı aldık, 15 lira karşılığında. Ben yeni kimliğimi almamıştım. Üstelik eski kimliğimde; liseden kalma, uzun saçlı, traşlı gençlik fotoğrafım vardı. Benim için asıl imtihan şimdi başlıyordu. Mevlüt ve Betül yeni kimlikleri sayesinde hızlıca geçip, beni beklemeye koyuldular. Lakin ben gümrük polisinin ahiret sorularını cevaplıyor, ecel terleri döküyordum.

Uzun uğraşlar sonucu, polisimize fotoğrafın bana ait olduğunu kanıtlayıp, üstüne bir de fırça yiyip Gürcü tarafına geçebildim. Sıradaki zorlu görev Gürcü polisiydi. Betül'ün kurduğu strateji üzerine, kadın polisin veznesine gidecektim. Kadınların fazla uğraşmayacağı, izin vereceği kanaatine vardık. Bereket versin ki güzel yüzbaşı ''ufak bir trip'' atarak kağıdımı damgaladı. Artık Gürcistan topraklarındaydık. Batum, Gürcistan'ın özerk cumhuriyeti olan Adjara'nın başkenti. Denizi, sıcağı, nemi ve yöresel yemekleri ile karşımızdaydı. İlk işimiz Türk asıllı taksicinin sözünü dinleyip, oranın yöresel lezzeti olan ''Haçapuri'' yiyip, yanında ''Armut'' denilen şerbeti içmek oldu. Bizim açık Karadeniz pidemizi andıran Haçapuri, Batum'da en çok tercih edilen, ucuz ve doyurucu bir yemek. Lakin ''Armut'' dedikleri şerbetimsi gazoz aşırı şekerli.
Karnımızı doyurup, evimizi aramaya koyulduk. Hatlarımız kapalı olduğundan ev sahibemiz Nino Hanım'a ulaşamıyorduk. Teknoloji sağ olsun harita sayesinde tuttuğumuz evi bulduk. Bulduk bulmasına ama ev tadilat halindeydi. Selam verip şaşkınlık içinde içeri girdik. İçeride üç yarı çıplak
Gürcü abimiz inşaat işi yapıyor, her yer hafriyat. Ne biz Gürcüce biliyoruz, ne de  onlar Türkçe. Tek anlaşabildiğimiz nokta Nino Hanım'ın adı. Sonunda bize telefon verip yardımcı oldular. Betül ve Mevlüt'ün çat pat İngilizcesi ile sorun çözüldü. Bizim geleceğimiz unutulmuş, tadilata girişilmişti. Yeni evin adresini alabildik. Ama o an yaşadığım korku ile gümrükte ki korku bana yetmişti. İnşaat halinde ki evde, Gürcü ustalar bize kahve ikram ettiler. Hayatımda ilk defa iki kişinin, birbirlerinin dilini hiç anlamadan sohbet edip, siyaset konuştuğuna şahit oldum hatta tecrübe ettim. Ben ona kendi dilimde Gürcistan hakkında duyduğum siyasi şeyleri anlatıyor (Sakaşvili, Güney Osetya vs.), o dediklerimi anlamış gibi onaylayıp, kendi diliyle cumhurbaşkanımız Erdoğan'ı övüyordu. Garip bir şekilde birbirimizi anlıyorduk. Yurt dışında, ülkemizin ve cumhurbaşkanımızın övülmesinin verdiği gururla oradan ayrıldık. Yeni evimize vardığımızda sıcaktan bir kaç kilo vermiştik. Kapıyı sempatik bir teyze açtı. İçeri buyur etti bizi. Dışarıda çoğu esnaf Türkçe bilse de, ev sahibimiz olan teyze ne Türkçe ne de İngilizce biliyordu. El kol işaretleri ile anlaşıp odalarımıza yerleştik. O eşi ile salonda kalacak, biz odalarımızda, anlaşma böyleydi. Günlük 25 Lari (50 Lira) muazzam derecede ucuz bir ücret. Eşyalarımızı eve bırakıp Manana Teyzeye, denize gideceğimizi, akşam geç geleceğimizi anlatmaya çalışsak da, o sadece gülümsüyordu. Koşar adım denize yollandık. Belki de hayatımda ilk defa üç gün boyunca iç çamaşır,, çorap ve ayakkabı giymedim. Bunca sıcağın iki çaresi vardı: Gürcistan'ın ucuz ve soğuk birası ve Karadeniz'in serin suları..
Akşam eve vardığımızda kapıyı açan bir babacan beyefendiydi. Manana Teyze'nin eşi Wajna Dayı. Türkçe hoş geldiniz diyerek, önümüzde reverans yaparak bizi içeri aldı. Yine birbirimizi anlamadan yaptığımız hoş muhabbetten sonra odalarımıza çekildik. Normal şartlarda ilk defa gittiğim bir evde uyuyamam ama, otobüste bile uyuyamadığımdan güzel bir uyku çektim. Ertesi sabah güne haçapuri, khali (bir nevi mantı), ucuz bira ile başlayarak soluğu yine denizde aldık. Serinledikten sonra asıl Batum turunu başlattık. Şehirde taksi ile nereye giderseniz gidin tutar 5 Lari (10 Lira). Gürcüler bu konuda son derece dürüst ve mert insanlar. Turistlere karşı sevecen ve yardım severler. Yanlış anlaşılmasın ama bizim büyük şehirlerimizdeki taksicilerimize hiç benzemiyorlar.
Piazza Meydanı abarttıkları kadar olmasa da güzel yapıları ve tarihi dokularıyla bize etki etti. Hele Medea ve Posedion heykelleri muazzamdı. Bu eserler birbirine yakın olduğundan gezmesi kolay oldu. Tabi her köşe başında bulunan 'Şarap Evi'ne uğrayıp, şarap tadıp, satın almayı ihmal etmedik.
Sahilde bulunan eserlerde etkileyici idi. Ali-Nino adında ki bir romandan etkilenerek yapılan mekanik, tuhaf eser, benim dikkatimi pek cezbetmese de turist akınına uğruyordu. Gürcülerin alfabesi dünyanın en eskilerinden olduğu için bununla övünmekteler. Bunu bir anıtla ile süslemek için, 130 metrelik bir kule inşa edilmiş. 33 harfin sarmal olarak yukarıya çıktığı Alfabe Kulesi 2012'de yapılmış. Aynı DNA sarmalına benziyor. Tabi Medea heykelinin yanında bulunan Astronomik Saat'in ilgi çekiciliğini es geçmeyelim. Onca yer gezdik, bir kaç meydan bir sürü heykel. Ama o gün üçümüzün de unutamayacağı en güzel anımız sürat teknesine binmemiz oldu. Türkiye'de binmek istesek, küçük bir servet ödememiz gereken tekneye, üçümüz toplam 50 Lari (100 Lira) verdik.
Karşımızda eşsiz güzelliğiyle Batum duruyor, biz denize açıldıkça uzaklaşıyoruz. Uzaklaştıkça perspektifimiz genişliyor. Denizin tuzlu kokusu, şehrin güzelliği bizi ayrı bir aleme götürüyor. Bu yarım saatlik anın, akşam Wajna Dayı'ya da ikram ettiğimiz Gürcü şarabından daha tesirli olduğunu söyleyebilirim. Bambu ağaçlarından yapılan hediyelik eşyalarımızı alıp, çarşı pazar gezdikten sonra akşam saatlerinde, Wajna Dayı'nın ve Manana Teyze'nin fakirhanesine vardık. Wajna Dayı'nın beni tavla oynamaya davet etmesi beni hayli şaşırtmıştı. Nasıl ki hiç dil bilmeden sohbet ettiysem, tavla da oynamış oldum. Oyunu 2-2 de bıraktım ki dostluk kazansın. Daha sonra küçük balkona, minik bir sofra kurup şarabımızın başına oturduk. Üç kafadar sivrisineklerle boğuşurken, aynı zamanda en verimli geçen ikinci günümüzün detaylarını konuşuyorduk. İki güne, özellikle ikinci güne onca şey sığdırmıştık. Artık Batum maceramız sona yaklaşıyordu. Ertesi günün akşamı dönüş başlayacaktı. Ertesi sabah ev sahiplerimiz bizi kahvaltıya davet etmişler, ev usulü haçapuri yedirmişlerdi. Günlerdir içmediğim çaya özlemimi sezmiş olacaklar ki, sallama çay ile ikram ettiler. Son kez hatıra fotoğrafı çekinerek evden ayrıldık. İki gündür haçapuri yediğimiz lokantanın sahibi, Türk dostu teyzeye de uğradıktan sonra, akşama doğru otobüse bindik. Sarp Sınır Kapısından içeri, vatan topraklarına girer girmez, Batum seyahatimiz bizim için unutulmaz, muazzam bir anı olmuştu artık. Geçiş kağıtlarımız, otobüs biletlerimiz ve çektiğimiz fotoğraflar bu anının değerli birer parçaları olmuşlardı. Umarım bir başka yurt dışı gezimi bu blogda yine yazarım. Yine farklı kültürlere şahit olur, bambaşka topraklara ayak basarım.

Onur Sevim
17.08.2018

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sabahattin Ali - Bahtiyar Köpek

Unutmak

İntihar