İnsanların Duyguları Üzerine Kurulmuş Olan Mimari Eser ''Drina Köprüsü''
Sırp yazar İvo Andriç'in bu yapıtı, 1960'lı yılların başında dilimize çevrildi ve ülkemizde yayımlandı. Pek çok gazetede kitap hakkında yazılar yazıldı, eser övüldü. Bu eski kitabı, bir sahafın tozlu raflarında fark ettim. İlk defa Türk ve Rus edebiyatı harici bir roman okumuş oldum. Gelelim bu eserin içeriğine. İvo Andriç yaşamış olduğu, bugün ki Sırbistan sınırları içerisinde olan Vişegrad kasabasını, 16. yüzyıldan, 20. yüzyıla kadar olan hikayesini edebi bir dil ile anlatmış. Tabi bu eseri farklı kılan nokta, bir şehri tanıtırken ve tarihini anlatırken roman üslubu ile yazması, karakterlerin ve olayların kurgu ile tarihi gerçeklik arasında olması. Çünkü yazar, tarihi gerçeklerden de, beyninde yarattığı kurgusal hikayeden de ödün vermemiş. Aynı zamanda, halkın yaşayışını, kültürünü ve bölgede bulunan kozmopolit etnik yapıların bir arada bulunurken, zaman içinde ayrışmasının dramını okuyucuya anlatmak ve anlatırken yaşatmak her yazarın harcı değildir diye düşünüyorum.
Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlara egemen olduğu dönemde, Drina Nehri'nin üstüne Sokullu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan bu köprünün hikayesi, eserin başından sonuna kadar kuşaktan kuşağa atlıyor, köprü üstündeki insanların mutluluklarını da, içsel sıkıntılarını da size yaşatıyor. Bu durum özetlemek gerekirse ; Sokoloviç'den alınıp, İstanbul' a götürülen bir çocuğun, köprüyü inşa ettirerek vicdanını rahatlatmasından tutunda, Papaz Nikola ile Molla İbrahim'in dostluğunu okuyucu içinde yaşıyor. Kumarda her şeyini kaybeden Glasiniç'in, istemediği bir köye gelin giderken kendini Drina'nın sularına bırakan Fato'nun ruhsal sıkıntıları okuyucuyu derinden etkiliyor.
Bazı okuyucular eseri şu yönden eleştirebilir. Karakterlerin sürekli artması ve olayların bir anda değişivermesi okuyucuyu yoruyor. Ama üç yüz elli yıllık bir süreç, belli başlı karakterlerle ve belirli bir olay ile anlatılamayacağına göre, yazarımız iyi iş çıkarmış, 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır. Eserini hümanist bir bakış açısı ile yazan Andriç, yöre halklarının efsanelerinden bahsedip, daha sonra köprünün inşaatı esnasında olan olayları anlatarak bu efsanelerin ve rivayetlerin temelini bizlere göstererek aklımızda ki sorulara cevap vermiş oluyor. Örneğin ; köprü yapılırken mimarın, inşaatın temellerine yeni doğmuş ikiz bebekleri gömdüğü rivayetinin aslında, inşaat esnasında ikiz bebeklerinin ölü doğması sonucu aklını yitiren bir kadından çıktığı anlaşılıyor. Bir başka örnek vermek gerekirse, köprü yakınlarında ki küçük bir tepe. Hristiyan ve Müslüman çocukları, hatta yetişkinler dahi burada kendi dinlerine mensup azizin veya evliyanın yattığını savunmakta. Halbuki köprü inşaatını sabote ettiği için, Osmanlı beyi Abid Ağa tarafından kazığa geçirilen Radisav'ın mezarı buradadır. Vişegrad halkının, Hristiyanın ve Müslümanın aynı karakterde olduğu gözden kaçmıyor. Mutlu ve neşeli insanlar. Yazar mutluluğun merkezini köprüde ki teras oranın deyişi ile Kapia olarak gösteriyor. Sokullu Mehmet Paşa'nın inşaat emrini verişinden Avusturya işgaline, daha sonra Balkan Savaşlarına kadar tüm Vişegradlıların duygularını bir noktada birleştiren İvo Andriç'in bu eserini mutlaka okumanızı tavsiye eder, köprünün zarar görmesi üzerine acısına yenik düşen Ali Hoca'yı tanımanızı öneririm.
04.04.2017
Onur Sevim
Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlara egemen olduğu dönemde, Drina Nehri'nin üstüne Sokullu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan bu köprünün hikayesi, eserin başından sonuna kadar kuşaktan kuşağa atlıyor, köprü üstündeki insanların mutluluklarını da, içsel sıkıntılarını da size yaşatıyor. Bu durum özetlemek gerekirse ; Sokoloviç'den alınıp, İstanbul' a götürülen bir çocuğun, köprüyü inşa ettirerek vicdanını rahatlatmasından tutunda, Papaz Nikola ile Molla İbrahim'in dostluğunu okuyucu içinde yaşıyor. Kumarda her şeyini kaybeden Glasiniç'in, istemediği bir köye gelin giderken kendini Drina'nın sularına bırakan Fato'nun ruhsal sıkıntıları okuyucuyu derinden etkiliyor.
Bazı okuyucular eseri şu yönden eleştirebilir. Karakterlerin sürekli artması ve olayların bir anda değişivermesi okuyucuyu yoruyor. Ama üç yüz elli yıllık bir süreç, belli başlı karakterlerle ve belirli bir olay ile anlatılamayacağına göre, yazarımız iyi iş çıkarmış, 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır. Eserini hümanist bir bakış açısı ile yazan Andriç, yöre halklarının efsanelerinden bahsedip, daha sonra köprünün inşaatı esnasında olan olayları anlatarak bu efsanelerin ve rivayetlerin temelini bizlere göstererek aklımızda ki sorulara cevap vermiş oluyor. Örneğin ; köprü yapılırken mimarın, inşaatın temellerine yeni doğmuş ikiz bebekleri gömdüğü rivayetinin aslında, inşaat esnasında ikiz bebeklerinin ölü doğması sonucu aklını yitiren bir kadından çıktığı anlaşılıyor. Bir başka örnek vermek gerekirse, köprü yakınlarında ki küçük bir tepe. Hristiyan ve Müslüman çocukları, hatta yetişkinler dahi burada kendi dinlerine mensup azizin veya evliyanın yattığını savunmakta. Halbuki köprü inşaatını sabote ettiği için, Osmanlı beyi Abid Ağa tarafından kazığa geçirilen Radisav'ın mezarı buradadır. Vişegrad halkının, Hristiyanın ve Müslümanın aynı karakterde olduğu gözden kaçmıyor. Mutlu ve neşeli insanlar. Yazar mutluluğun merkezini köprüde ki teras oranın deyişi ile Kapia olarak gösteriyor. Sokullu Mehmet Paşa'nın inşaat emrini verişinden Avusturya işgaline, daha sonra Balkan Savaşlarına kadar tüm Vişegradlıların duygularını bir noktada birleştiren İvo Andriç'in bu eserini mutlaka okumanızı tavsiye eder, köprünün zarar görmesi üzerine acısına yenik düşen Ali Hoca'yı tanımanızı öneririm.
04.04.2017
Onur Sevim

Yorumlar
Yorum Gönder