Neden Milliyetçi Sosyaliizm ?
Milliyetçi Sosyalizm yada Ulusal Sosyalizm, son zamanlarda kendini gösteren, sol ve sağ kesime haklılığını anlatmaya çalıştığımız fakat anlatamadığımız bir görüş. Öncelikle bu ideolojinin ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını kısaca özetlemeye çalışalım. Milli sosyalizm, günümüz Türkiye'sin de Türkiye'nin ve Türk Milletinin çıkarlarını savunur. Vatandaşlarımızın kalkınabilmesi, sofrasının bir nebze daha büyüyebilmesi için, tüm iç ve dış ticaretin yani ekonominin devlet eliyle yürütülmesi gerekir. Bu da Atatürk'ün devletçilik ilkesinden geçer. İçimizde ki kapitalistlerin ve dışarıda ki emperyalistlerin Türk emekçilerini sömürmemesi için ülkemizde sosyalist bir ekonomi modeli şarttır. O halde yazımızın bu kısmına kadar okuyanlar şu soruyu sormaya hakları vardır ; '' Ülkemizde ki diğer sosyalist/komünistlerden ne farkınız var, sizde üreten yönetsin demiyor musunuz ? '' Biz milliyetçi sosyalistler de öyle diyoruz ama, Marksist- Leninistler ile farklı yönlerimizi ve 'haklı' taraflarımızı maddelerle sıralayarak anlatmaya çalışalım.
1- Milliyetçiliğin Gerekliliği
Yeryüzünde insan var olduğundan bu yana topluluklar halinde yaşamış ve topluluklar zaman içinde kendi dilini, dinini ve kültürünü yaratmıştır. Ulus kavramı tüm bu kültürü içinde kapsar. Yaşadığımız dünyada, herhangi bir millete mensup olmayan bir insan yaşamadığına göre ''dünya vatandaşı'' görüşü hiç bir zaman gerçekçi olmamıştır. Milliyetçilik görüşü bilindiği üzere, insanın kendi vatanını, aynı kandan olduğu insanları sevmesi ve bunların yararı için çalışmasıdır. Aslında politika ile uğraşıp, ülkesinin menfaatini düşünen her insan, milli duyguları sayesinde hareket eder. Sağlam bir ideolojinin temel taşı milliyetçilik olmalıdır. Engels'in ''Komünizmin İlkeleri'' adlı eserinde, milli ve dini unsurlara da yer verilmiş ve proletaryanın komünist toplumu kurup, siyasi sınırları kaldırdığı vakit millet ve din anlayışının ortadan kalkacağı belirtilmiştir. Bu görüş temelsiz ve bilim dışıdır. Yüzyıllardır bir toplumu bir arada tutan en büyük etkenlerden biri de ulus kavramıdır. Şöyle bir örnek ile bunu kanıtlayalım ; 1400 senelik İslam dini ve 2000 senelik Hristiyanlık, nasıl ki hala milyarlarca insanın inandığı ve sıkı sıkıya sarıldığı bir kurumsa, 2500 seneyi aşan bir kültür birikimine sahip Türk Ulusu ve buna benzer milletler kolay kolay yok olmayacaklardır. Milliyetçi sosyalizm olarak milliyetçiliğe bakacak olursak ; Emperyalizmin ve kapitalizmin karşısında duran en büyük engel milliyetçiliktir. Emperyalizm konusuna değinmemize gerek bile yoktur. Türk Ulusal Kurtuluş Savaşının en büyük dayanak noktası Türk milliyetçiliğidir. Milli sosyalizmi içinde barındıran en büyük ideoloji olan Kemalizm'in, bir milleti nasıl küllerinden meydana getirdiği, bir kaç sene içinde ne büyük atılımlar yaptığı, devletçilik ilkesi sayesinde yeni kurulmuş bir ülkenin uçak motoru üretebilmesi bizim bu teorimizin pratiğe dökülmüş halidir ve kanıtıdır. Ulu Önderimiz Atatürk, milliyetçilik hakkında şöyle der :
''Gerçi bize milliyetçi derler. Ama biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.''ö
2- Devletçi-Halkçı Ekonomi
Bir devleti tek bir birey değil, bir halk kitlesi meydana getirir. Bu devlet mekanizmasının bütün çarklarını halk çalıştırır. Bundan dolayı üretim ekonomisi belli bir sınıfın elinde değil, tamamen devletin elinde olmalıdır. Meta üretimi kapitalist sınıfın tekelinde bulunduğu zaman, üretimin amacı halkın ihtiyacını karşılamaktan ziyade kar elde etmektir. Bu tatlı para ise işçinin sömürülmesinden, ham maddenin üretim esnasında azaltılmasından ve ürünün yüksek fiyatlardan tüketiciye satılması ile kazanılır. Liberal ekonominin olduğu ülkelerde bu düzen böyle döner. Yüksek sınıfın hiç çaba sarf etmeden kazandığı milyonlardan devlet çok az bir kısmını vergi olarak alır, kapitalist sınıf ile arası açılırsa devalüasyonlar, enflasyonlar kısaca ekonomik krizler olur. Yani kabak yine alt tabakanın başında patlar. Ama tüm üretim araçları devletin elinde bulunduğunda kar amacı güdülmeyecek, kazanılan az miktardaki kar yine devletin, yani haliyle halkın cebine tekrar girecektir. Bu sayede belli bir sınıfın yerine, devlet ve kurumları iktisadi olarak daha güçlü olacaktır. Zamanla içinde tarım ve sanayii üretiminden gelen gelir ile devlet orduya, eğitime ve bilimsel çalışmalara destek olabilir. Bu sosyalist düzeni savunuşumuz, milliyetçiliğimizden ötürüdür. Başta kendi insanımızın ve diğer milletlerin birbirini ezmesini, sömürmesini, adaletsiz ve eşit olmayan kapitalist sistemi kabul edemeyiz. Marksizm ile uyuşmadığımız nokta burada başlar. Marksizm milliyetçiliği reddeder. Bu görüşün mantıksız oluşunu birinci maddemizde açıklamıştık. Bu ideolojinin bir diğer mantıksız yanı, ''milliyetçilik'' ve ''sosyalizm'' kavramlarının yan yana getirilmesini tabiri caiz ise günah saymasıdır. Halbuki bir insanın kendi soydaşlarının, ülkesinin refahını istemesi, toplumcu bir ekonomi politikasını benimsemesi kadar doğal bir davranış yoktur. Gayet akla mantığa yatkındır. Diyelim ki mantıksız. Peki dünyada ki bütün ideolojileri insanoğlu yaratmadı mı ? ''Das Kapital'', Karl Marks'a ayetler halinde, gökten mi indirildi ? Diğer yazılarımızda belirttiğimiz gibi bu görüşleri cehaletten ve popülizmden beslenmektedir. Eğer ki buna kanıt arıyorlarsa Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını, yani Ulu Önder Atatürk'ün ''devletçilik'' ve ''milliyetçilik'' ilkelerinin uyum içinde yürüdüğünü göstermek, tüm bu yazıya bedel olacaktır.
Bizim görüşümüz, bu sistemi toplumun aydın-kültürlü kesiminin, askerin, öğrencinin, köylünün ve işçinin ortak mücadelesi ile iktidara geleceğinden yanadır. Tıpkı Ulusal Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi. Fakat günümüz Marksistleri, bu ideolojinin sadece proletaryayı ilgilendirdiği ve sadece proletaryanın ezildiği konusunda ısrarcıdır. Bunları söylerken, genelinin içinden çıktığı orta sınıfın ( memur, küçük esnaf vs.) ezildiğini unutmaktadırlar. Ayrıca tüm bu işçi sınıfını ilgilendiren eylemlerini, işçisiz ve üniversite kampüslerinde yapmaları işin tuhaf kısmıdır.
3- Turan Konusu ve Galiyev
Turan konusunu ilk maddemizde ele alabilirdik fakat ayrı işlemek daha yararlı olabilir. Öncelikle Turan anlam olarak ; Türk coğrafyasının genel adıdır. Burada Türkiye, Kırgızistan vs. gibi bağımsız Türk devletleri de var, Altay, Tuva vs. gibi özerk Türklerde. Elbette ki kardeşlerimizle daha yakın ilişkiler kurmak isteriz. Ama bahsettiğimiz ilişki, hayalperest ve ilerisi olmayan ''ultra milliyetçilerimizin'' ütopyasında ki gibi, Ötüken Dağı'nda kımız partisinden ibaret olmayacak. Şakayı bir kenara bırakırsak, Turan ile ilişkimiz, Mirsait Sultangaliyev ve Turar Rıskulov gibi milliyetçi sosyalizmin fikir babalarının görüşlerinin, daha modernize hali olmalıdır. Sultangaliyev ve Rıskulov, Turan Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kurulmasını talep etti. Milliyetçi sosyalizm bu iki aydının eserleri ile duyuldu, anıldı. Onun için Turan, milliyetçi sosyalizmin esaslarındandır. Fakat bu konu günümüz için oldukça zor ve karmaşıktır. Bunun tek çözümü, tüm Türk devletlerinde iktidara milliyetçi sosyalistlerin gelmesidir. İstediğimiz Turan tek bir ülke anlamında değildir. NATO ve AB benzeri , ekonomik ve askeri yardımlaşmanın olduğu, tek para biriminin hatta gerektiğinde NATO-BM askeri gücü gibi ordusunun bulunduğu bir Turan Birliği'dir. Bu birlik zaman içinde sosyalist Türk devletleri, batı emperyalizmine Asya'da karşı bir kale görevi alacak, Asya'nın ve Afrika'nın mazlum halkları bunu örnek alacaklardır.
4- Emperyalizme Karşı Mücadele
Emperyalizme karşı mücadelenin iki koşulu milliyetçilik ve devrimciliktir. Çünkü sömürgeci devletlere karşı sadece bu iki silah işlemektedir ve ikisi birbirine muhtaçtır. Emperyalist saldırının amacı, saldırıya maruz kalan devleti yıkmak ve halkını sömürmektir. Yani emperyalizm ve kapitalizm kardeştir. 21. yüzyılda emperyalist devletler, karşı ülkeyi işgal etmek yerine, kendi yarattığı terör örgütleri ile '' böl, parçala, yönet'' taktiğini oynamaktadır. Bunu günümüzde Ortadoğu'da, Afrika'da görmekteyiz. Aynı şekilde ülkemizde de, emperyalizmin işbirlikçisi olduğu tescillenmiş terör örgütleri ile mücadele etmekteyiz. Yani emperyalizm kılık değiştirmiştir. Vatanımızın toprağını, Yankee postalları yerine, PKK mekapları çiğnemeye kalkmıştır. Bu sadece Türkiye için değil, bütün Ortadoğu ve Asya ülkeleri için geçerlidir. Ülkemizin ve diğer ülkelerin Marksistleri, 21. yüzyılın siyaset analizini yapamadığı için, emperyalist ürünü bu tarz örgütlere, ''özgürlük savaşçısı'' adını vermiş ve onların kervanına takılmışlardır. Emperyalist ürünü olduklarını kabul edenler dahi, mezheplerden ve etnik gruplardan medet ummuşlardır. Burada bir parantez açalım. Milliyetçiği reddeden ve seküler bir yaşam tarzını benimseyen ( laiklikte hemfikiriz) Marksistlerin, küçük etnik gruplardan ve mezheplerden yardım dilenmesi, özellikle onları yanına çekmeye çalışması çok gariptir. Uzun lafın kısası antiemperyalist olamamışlardır. Ama milli benliğini koruyan, sömürüye karşı duranlar antiemperyalistliklerinin hakkını vermiştir, tarih bunu göstermiştir.
28.03.2017
Onur Sevim
1- Milliyetçiliğin Gerekliliği
Yeryüzünde insan var olduğundan bu yana topluluklar halinde yaşamış ve topluluklar zaman içinde kendi dilini, dinini ve kültürünü yaratmıştır. Ulus kavramı tüm bu kültürü içinde kapsar. Yaşadığımız dünyada, herhangi bir millete mensup olmayan bir insan yaşamadığına göre ''dünya vatandaşı'' görüşü hiç bir zaman gerçekçi olmamıştır. Milliyetçilik görüşü bilindiği üzere, insanın kendi vatanını, aynı kandan olduğu insanları sevmesi ve bunların yararı için çalışmasıdır. Aslında politika ile uğraşıp, ülkesinin menfaatini düşünen her insan, milli duyguları sayesinde hareket eder. Sağlam bir ideolojinin temel taşı milliyetçilik olmalıdır. Engels'in ''Komünizmin İlkeleri'' adlı eserinde, milli ve dini unsurlara da yer verilmiş ve proletaryanın komünist toplumu kurup, siyasi sınırları kaldırdığı vakit millet ve din anlayışının ortadan kalkacağı belirtilmiştir. Bu görüş temelsiz ve bilim dışıdır. Yüzyıllardır bir toplumu bir arada tutan en büyük etkenlerden biri de ulus kavramıdır. Şöyle bir örnek ile bunu kanıtlayalım ; 1400 senelik İslam dini ve 2000 senelik Hristiyanlık, nasıl ki hala milyarlarca insanın inandığı ve sıkı sıkıya sarıldığı bir kurumsa, 2500 seneyi aşan bir kültür birikimine sahip Türk Ulusu ve buna benzer milletler kolay kolay yok olmayacaklardır. Milliyetçi sosyalizm olarak milliyetçiliğe bakacak olursak ; Emperyalizmin ve kapitalizmin karşısında duran en büyük engel milliyetçiliktir. Emperyalizm konusuna değinmemize gerek bile yoktur. Türk Ulusal Kurtuluş Savaşının en büyük dayanak noktası Türk milliyetçiliğidir. Milli sosyalizmi içinde barındıran en büyük ideoloji olan Kemalizm'in, bir milleti nasıl küllerinden meydana getirdiği, bir kaç sene içinde ne büyük atılımlar yaptığı, devletçilik ilkesi sayesinde yeni kurulmuş bir ülkenin uçak motoru üretebilmesi bizim bu teorimizin pratiğe dökülmüş halidir ve kanıtıdır. Ulu Önderimiz Atatürk, milliyetçilik hakkında şöyle der :
''Gerçi bize milliyetçi derler. Ama biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.''ö
2- Devletçi-Halkçı Ekonomi
Bir devleti tek bir birey değil, bir halk kitlesi meydana getirir. Bu devlet mekanizmasının bütün çarklarını halk çalıştırır. Bundan dolayı üretim ekonomisi belli bir sınıfın elinde değil, tamamen devletin elinde olmalıdır. Meta üretimi kapitalist sınıfın tekelinde bulunduğu zaman, üretimin amacı halkın ihtiyacını karşılamaktan ziyade kar elde etmektir. Bu tatlı para ise işçinin sömürülmesinden, ham maddenin üretim esnasında azaltılmasından ve ürünün yüksek fiyatlardan tüketiciye satılması ile kazanılır. Liberal ekonominin olduğu ülkelerde bu düzen böyle döner. Yüksek sınıfın hiç çaba sarf etmeden kazandığı milyonlardan devlet çok az bir kısmını vergi olarak alır, kapitalist sınıf ile arası açılırsa devalüasyonlar, enflasyonlar kısaca ekonomik krizler olur. Yani kabak yine alt tabakanın başında patlar. Ama tüm üretim araçları devletin elinde bulunduğunda kar amacı güdülmeyecek, kazanılan az miktardaki kar yine devletin, yani haliyle halkın cebine tekrar girecektir. Bu sayede belli bir sınıfın yerine, devlet ve kurumları iktisadi olarak daha güçlü olacaktır. Zamanla içinde tarım ve sanayii üretiminden gelen gelir ile devlet orduya, eğitime ve bilimsel çalışmalara destek olabilir. Bu sosyalist düzeni savunuşumuz, milliyetçiliğimizden ötürüdür. Başta kendi insanımızın ve diğer milletlerin birbirini ezmesini, sömürmesini, adaletsiz ve eşit olmayan kapitalist sistemi kabul edemeyiz. Marksizm ile uyuşmadığımız nokta burada başlar. Marksizm milliyetçiliği reddeder. Bu görüşün mantıksız oluşunu birinci maddemizde açıklamıştık. Bu ideolojinin bir diğer mantıksız yanı, ''milliyetçilik'' ve ''sosyalizm'' kavramlarının yan yana getirilmesini tabiri caiz ise günah saymasıdır. Halbuki bir insanın kendi soydaşlarının, ülkesinin refahını istemesi, toplumcu bir ekonomi politikasını benimsemesi kadar doğal bir davranış yoktur. Gayet akla mantığa yatkındır. Diyelim ki mantıksız. Peki dünyada ki bütün ideolojileri insanoğlu yaratmadı mı ? ''Das Kapital'', Karl Marks'a ayetler halinde, gökten mi indirildi ? Diğer yazılarımızda belirttiğimiz gibi bu görüşleri cehaletten ve popülizmden beslenmektedir. Eğer ki buna kanıt arıyorlarsa Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını, yani Ulu Önder Atatürk'ün ''devletçilik'' ve ''milliyetçilik'' ilkelerinin uyum içinde yürüdüğünü göstermek, tüm bu yazıya bedel olacaktır.
Bizim görüşümüz, bu sistemi toplumun aydın-kültürlü kesiminin, askerin, öğrencinin, köylünün ve işçinin ortak mücadelesi ile iktidara geleceğinden yanadır. Tıpkı Ulusal Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi. Fakat günümüz Marksistleri, bu ideolojinin sadece proletaryayı ilgilendirdiği ve sadece proletaryanın ezildiği konusunda ısrarcıdır. Bunları söylerken, genelinin içinden çıktığı orta sınıfın ( memur, küçük esnaf vs.) ezildiğini unutmaktadırlar. Ayrıca tüm bu işçi sınıfını ilgilendiren eylemlerini, işçisiz ve üniversite kampüslerinde yapmaları işin tuhaf kısmıdır.
3- Turan Konusu ve Galiyev
Turan konusunu ilk maddemizde ele alabilirdik fakat ayrı işlemek daha yararlı olabilir. Öncelikle Turan anlam olarak ; Türk coğrafyasının genel adıdır. Burada Türkiye, Kırgızistan vs. gibi bağımsız Türk devletleri de var, Altay, Tuva vs. gibi özerk Türklerde. Elbette ki kardeşlerimizle daha yakın ilişkiler kurmak isteriz. Ama bahsettiğimiz ilişki, hayalperest ve ilerisi olmayan ''ultra milliyetçilerimizin'' ütopyasında ki gibi, Ötüken Dağı'nda kımız partisinden ibaret olmayacak. Şakayı bir kenara bırakırsak, Turan ile ilişkimiz, Mirsait Sultangaliyev ve Turar Rıskulov gibi milliyetçi sosyalizmin fikir babalarının görüşlerinin, daha modernize hali olmalıdır. Sultangaliyev ve Rıskulov, Turan Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kurulmasını talep etti. Milliyetçi sosyalizm bu iki aydının eserleri ile duyuldu, anıldı. Onun için Turan, milliyetçi sosyalizmin esaslarındandır. Fakat bu konu günümüz için oldukça zor ve karmaşıktır. Bunun tek çözümü, tüm Türk devletlerinde iktidara milliyetçi sosyalistlerin gelmesidir. İstediğimiz Turan tek bir ülke anlamında değildir. NATO ve AB benzeri , ekonomik ve askeri yardımlaşmanın olduğu, tek para biriminin hatta gerektiğinde NATO-BM askeri gücü gibi ordusunun bulunduğu bir Turan Birliği'dir. Bu birlik zaman içinde sosyalist Türk devletleri, batı emperyalizmine Asya'da karşı bir kale görevi alacak, Asya'nın ve Afrika'nın mazlum halkları bunu örnek alacaklardır.
4- Emperyalizme Karşı Mücadele
Emperyalizme karşı mücadelenin iki koşulu milliyetçilik ve devrimciliktir. Çünkü sömürgeci devletlere karşı sadece bu iki silah işlemektedir ve ikisi birbirine muhtaçtır. Emperyalist saldırının amacı, saldırıya maruz kalan devleti yıkmak ve halkını sömürmektir. Yani emperyalizm ve kapitalizm kardeştir. 21. yüzyılda emperyalist devletler, karşı ülkeyi işgal etmek yerine, kendi yarattığı terör örgütleri ile '' böl, parçala, yönet'' taktiğini oynamaktadır. Bunu günümüzde Ortadoğu'da, Afrika'da görmekteyiz. Aynı şekilde ülkemizde de, emperyalizmin işbirlikçisi olduğu tescillenmiş terör örgütleri ile mücadele etmekteyiz. Yani emperyalizm kılık değiştirmiştir. Vatanımızın toprağını, Yankee postalları yerine, PKK mekapları çiğnemeye kalkmıştır. Bu sadece Türkiye için değil, bütün Ortadoğu ve Asya ülkeleri için geçerlidir. Ülkemizin ve diğer ülkelerin Marksistleri, 21. yüzyılın siyaset analizini yapamadığı için, emperyalist ürünü bu tarz örgütlere, ''özgürlük savaşçısı'' adını vermiş ve onların kervanına takılmışlardır. Emperyalist ürünü olduklarını kabul edenler dahi, mezheplerden ve etnik gruplardan medet ummuşlardır. Burada bir parantez açalım. Milliyetçiği reddeden ve seküler bir yaşam tarzını benimseyen ( laiklikte hemfikiriz) Marksistlerin, küçük etnik gruplardan ve mezheplerden yardım dilenmesi, özellikle onları yanına çekmeye çalışması çok gariptir. Uzun lafın kısası antiemperyalist olamamışlardır. Ama milli benliğini koruyan, sömürüye karşı duranlar antiemperyalistliklerinin hakkını vermiştir, tarih bunu göstermiştir.
28.03.2017
Onur Sevim

Yorumlar
Yorum Gönder