Gençlerin İdeoloji Sorunu

Faşist Değilsem Komünist miyim ?''
Günümüz gençlerinin, özellikle üniversite öğrenimini devam ettiren gençlerimizin, birilerine kendini kanıtlama isteği var. Bu ''istek'' özellikle politik konularda zirve yapıyor. Sosyolojiyi, bu konuya bakarken gözlük olarak kullanırsak, maalesef bu meselenin altında aile baskısından sıyrılıp, aniden gelen özgürlüğün verdiği sarhoşluk yatıyor. Bu satırlarda yanlış anlaşılmaması gereken şu :
Gençler politika ile elbette uğraşmalı. Ancak işler bazı haddelere ulaşıyor ki, bırakın bir ülkeyi küçük bir üniversite kampüsünde dahi, büyük kutuplaşmalar meydana geliyor. Elbette ki bunun en büyük sebepleri cehalet, hırs ve heves. Cehalet konusunu ele alalım. Birde konumuza dahil edeceğimiz popüler bir görüş seçelim. Mesela sol. Ama hangi sol ? Sosyalizm mi, sosyal demokrasi mi, yoksa liberal sol mu? Elbette ki 18-25 yaş arası üniversiteli gençlerimizin romantik devrimci solu. Bu görüşün duygusallıktan öteye gidememesinin belki de birinci sebebi, kimlik arayışı içinde kıvranan gençlerin oluşturduğu bir kitleden ibaret olması. Peki şunu soralım kendimize. Neden kimlik kargaşası yaşayan birisi bu yolu seçer ? Elbette ki sadece bu yolu seçmez. Bu aile yapısına, yaşam tarzına ve arkadaş çevresine bağlıdır. Ama yazımızın konusu herhangi bir görüş değil, görüşe sahip kişinin gittikçe radikalleşmesi. Solumuza geri dönecek olursak eğer, bu işte ki tezatlık; devrimci gencimizin aslında liberal olması ve özgürlüğünden ödün vermemesidir. Tabi burada özgürlükten kastımız ülkesinin özgürlüğü veya ekonominin dışa bağımlı olmaması değil. Giyim tarzı ve toplum kurallarına uymamalarından ibarettir. Bu tip gençler yıllar boyunca kendi savundukları tez ile çelişmişlerdir. Hemen hemen bütün sloganlarında 'halk' olsa da hiç bir zaman kendileri halkın bir parçası olamamışlardır. Bunun için halk onları dışlamıştır. Örneğin, 18 yaşında ki devrimci kızımız, ülkemiz televizyonlarında yayınlanan dizileri kendi tabiri ile banel bulmuş ve kendini Amerikan yapımı zombi dizilerine vermiştir. Türk dizilerinde ki '' zengin kız- fakir oğlan'' klişesini eleştirirken, gerçek dışı hayali dizilerin esiri olmuştur. Ama kapitalist batı her iki kesimi de netice itibari ile sanal dünyaya hapsetmiştir. Bir başka örnek. Ülkemiz de işçi sınıfının büyük sıkıntısı olan, asgari ücret düşüklüğü ve taşeron işçi problemleri varken, devrimci arkadaşlarımız fakültelerinin bahçesinde eşcinsellerin haklarını savunup, feminizmi günlerce tartışmışlardır. Kadına şiddet, çevre kirliliği, cinsel istismar gibi her kesimden milyonlarca insanın tek yürek olabileceği vicdani ve toplumsal konuları bir tek kendi partileri ilgileniyor gibi göstermişlerdir. Siyasi terimlerin içini boşaltmışlardır. ''Faşizm'' terimini bir küfür haline getirmişlerdir. Sonuç olarak, politika ile ilgilendiğini düşünen bu büyük kitle aslında apolitiktir ve sadece sosyal bir arkadaş çevresi oluşturmaktadır. Traktörüne mazot alamayan çiftçi Mehmet Amca'nın, borç batağından kurtulamayan işçi Ali Abi'nin derdini anlamayan bu gruplara zaten sosyalist denilemez. Konumuza dönecek olursak, devletin kendilerini ötekileştirdiğinden dem vuranlar, aslında kendilerinin de içinden çıktığı insanları ötekileştirmişlerdir. Bu işi de yaparken savundukları ideolojinin sadece adını bilmeleri, içeriği ile ilgilenmemeleri ya da bildiklerini sanmaları başlıca bir problemdir. Bu bilmeme ve bilmek istememe hastalığı zamanla hırsa ve sıkıntıya dönüşmekte ve bu tarz insanların aile ve normal arkadaş çevresine ciddi problemler yaratmaktadır. ''Bizden mi, onlardan mı'' sendromu bir müddet sonra büyük kopuşlar yaratarak, gençleri okulda, iki farklı kantine, iki farklı bahçeye hapsederek zihinleri ve düşünce yapıları kısıtlı, kavga makinesine dönüşmüş bireyler ortaya çıkartmaktadır. Siyasetin sıklıkla konuşulduğu bir üniversite ortamına giren bir gencin '' kiminle konuşup, kiminle konuşmamalıyım ? '' , '' hangi parti/grup ile aynı masada oturmalıyım ? '' , '' hangi kitapları okursam onlar kadar iyi bilirim ? '' gibi sorular, günlük hayatını etkilememelidir. Samimi bulduğu herkes ile konuşmalı, her hangi bir gruba ait olmaya zorunda olmadığını, yararlı kitapları başkasının yönlendirmesi ile değil de kendisinin seçmesinin daha yararlı olacağını bilmelidir. Yukarıda tek tek saydığımız kendi ütopyalarında yaşayan, gerçek hayattan bir haber olan bu toplulukların yaptığı sözde siyaset, daha kırılması gereken putları dahi kıramamıştır. Onlar '' komünist-faşist '' gibi en az 40 senelik boş argümanlar ile çenelerini yoradursunlar, 21. yüzyılın Türkiye'sinde gerçek hayatın içinde dönen siyaseti takip eden bizler; Ortadoğu'da neler olduğunu, terörü, ülkemizde olacak referandumu, eğitim sistemini, atanamayan öğretmenleri, taşeron işçileri ve asgari ücreti tartışalım. Tartışalım ama birbirimizi kırmadan, kutuplaşmadan ve arkadaşlıklarımıza zarar vermeden.

Onur Sevim
01.03.2017

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sabahattin Ali - Bahtiyar Köpek

Unutmak

İntihar